
TEKNOLOJİ & HUKUK
Hâkimin Masasındaki Yapay Zekâ
Korkulacak bir rakip mi, sınırları bilinmesi gereken bir yardımcı mı?
Bir hâkimin önüne gelen dava dosyasını düşünelim. Dava dilekçesi, savunma, ek beyanlar, ara karar cevapları, tutanaklar, sağlık raporları, bilirkişi raporu ve bu rapora yöneltilen itirazlar… Bunların arasına tebligatlar, müzekkereler, avans ve harç yazıları, reddiyat işlemleri ve uyuşmazlığın esasına doğrudan katkısı olmayan başka belgeler de karışmış.
Dosyanın yüzlerce, bazen binlerce sayfaya ulaşması mümkün. Fakat asıl güçlük yalnızca sayfa sayısı değil. Aynı olay farklı belgelerde farklı biçimlerde anlatılabiliyor; önemli bir tarih dilekçenin ortasında, sonucu değiştirebilecek bir bilgi ekler arasında kalabiliyor. Tarafların kullandığı hukuki kavramlarla olayın gerçek hukuki niteliği her zaman örtüşmeyebiliyor.
Hâkim, belgeleri okumaktan çok daha fazlasıyla uğraşır: Maddi olayı kurmak, uyuşmazlığı doğru nitelendirmek, delilleri değerlendirmek, uygulanacak hukuk kuralını ve uygun içtihadı belirlemek, ardından ulaştığı sonucu denetlenebilir bir gerekçeye dönüştürmek.
Peki yapay zekâ bu tablonun neresinde kullanılabilir, neresinde durmalıdır?
İlk akla gelen soru genellikle kaygı yüklü: Bir makine insanlar hakkında karar mı verecek?
Cevap açık olmalıdır: Hayır. Yapay zekâ hâkimin yerine karar vermek, delil takdir etmek veya vicdani kanaat oluşturmak için kullanılmaz, kullanılmamalıdır. Ancak buradan, yapay zekânın yargısal faaliyette hiçbir yararının bulunmayacağı sonucu da çıkmaz.
Doğru soru şudur:
Yapay zekâ hâkimin karar verme alanına dokunmadan, karar öncesindeki bilgi ve belge yükünü yönetmesine yardımcı olabilir mi?
Bugün ulaşılan teknolojiye bakıldığında cevap, gerekli güvenlik ve insan denetimi sağlanmak koşuluyla, evettir.
Yapay zekâ mahkeme kapısından zaten girdi
Bir hâkim yapay zekâ kullanmamayı tercih edebilir. Fakat bu, yapay zekânın mahkemenin dışında kalacağı anlamına gelmez.
Avukatlar dilekçe taslakları hazırlarken, dosyaları özetlerken ve içtihat araştırırken bu araçlardan yararlanmaya başladı. Bilirkişiler uzun belgeleri incelemek, verileri düzenlemek ve rapor metinlerini hazırlamak için yapay zekâyı kullanabiliyor. Davanın tarafları bile kendi iddialarını bir yapay zekâ aracına yazdırarak mahkemeye sunabiliyor.
Dolayısıyla hâkim, kendisi kullanmasa dahi yapay zekânın katkısıyla hazırlanmış bir dilekçe, bilirkişi raporu veya uzman görüşüyle karşılaşabilir ve bunları değerlendirmek durumunda kalabilir.
Bu nedenle yapay zekâyı tanımak, yalnızca ondan yararlanmak için gerekli değildir. Onun ürettiği metinleri anlayabilmek, hatalarını fark edebilmek ve gerçekten insana ait bir değerlendirmeyle makine tarafından kurulmuş ikna edici bir anlatım arasındaki farkı görebilmek için de gereklidir.
Yapay zekâ okuryazarlığının, yakın gelecekte hâkim için bir bilgisayar programını kullanma becerisinden çok, önüne gelen bilginin nasıl üretilmiş olabileceğini anlama becerisine dönüşeceğini düşünüyorum.
Önce çekinmeyi masadan kaldıralım
Bugünün üretken yapay zekâ sistemleri, insan gibi düşünüp karar veren bağımsız bir akla sahip değildir. Çok büyük miktarda metin üzerinde eğitilmiş, kendisine verilen talimata göre yeni metinler üreten dil sistemleridir.
Bir dosyayı özetleyebilir, olayları tarih sırasına koyabilir, iki metin arasındaki farklılıkları gösterebilir ve uzun bir kararın hangi hukuki meseleler üzerinde durduğunu açıklayabilir. Ve bunları son derece hızlı yapar.
Fakat yaptığı işi insan gibi “anladığı” varsayılmamalıdır. Bazen doğru sonuca yanlış gerekçeyle ulaşabilir; bazen de kulağa doğruymuş gibi gelen ama bütünüyle yanlış bir cevap verebilir.
Bu nedenle yapay zekâyı ne her şeyi bilen bir hukukçu ne de uzak durulması gereken gizemli bir makine olarak görmek gerekir.
Belki de en uygun benzetme şudur:
Yapay zekâ, çok hızlı okuyan ve yazan; hiç yorulmayan, fakat yaptığı her işin denetlenmesi gereken bir yardımcıdır.
Bir yardımcıdan yararlanmak, karar yetkisini ona devretmek değildir. Tam tersine, onun güçlü ve zayıf yanlarını bilmek hâkimin denetimini artırır.
Hâkim için ne yapabilir?
Yapay zekâ, özellikle yargısal muhakeme öncesindeki hazırlık işlerinde yararlı olabilir:
- Uzun belgeleri özetleyebilir.
- Olayların kronolojisini çıkarabilir.
- Dava dilekçesiyle savunmadaki maddi olay anlatımlarını karşılaştırabilir.
- Tarafların üzerinde uzlaştığı ve ayrıştığı noktaları gösterebilir.
- Aynı dosyadaki tarih, isim ve rakam farklılıklarını işaretleyebilir.
- Talep edilen zarar kalemlerini ve bunların dayandırıldığı belgeleri sıralayabilir.
- Resen yapılan araştırma sonucu gelen yazıları özetleyebilir.
- Bilirkişi raporuna yöneltilen itirazları konularına göre sınıflandırabilir.
- Uzun bir yüksek yargı kararındaki maddi olayı, hukuki sorunu ve sonucu ayrı ayrı özetleyebilir.
- Benzer görünen kararlar arasındaki önemli farklılıkları gösterebilir.
- Yazılan karar metninde yazım, anlatım ve iç tutarlılık kontrolü yapabilir.
Bunların hiçbiri tek başına hüküm vermek değildir. Yapay zekâ, kararın verildiği koltukta değil, dosyanın incelendiği masada oturmaktadır.
Ancak masadaki yardımcının nerede durması gerektiğini hâkimin belirlemesi ve denetlemesi gerekir.
İdari tazminat dosyası üzerinden düşünelim
Konuyu, idari yargıda görülen bir tazminat davası üzerinden somutlaştıralım.
Bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında zarar gördüğünü ileri süren davacı, idarenin sorumluluğuna dayanarak maddi ve manevi tazminat istemektedir. Dosyada dava dilekçesi, idarenin savunması, olay tutanakları, sağlık kurulu raporları, gelir belgeleri, bilirkişi raporu ve tarafların rapora itirazları bulunmaktadır.
Böyle bir dosyada sorun yalnızca belgelerin okunması değildir.
Öncelikle olayın nasıl meydana geldiğinin belirlenmesi gerekir. İdare ile zarar arasında nasıl bir bağlantı bulunduğu, hizmet kusuru iddiasının hangi olgulara dayandırıldığı, illiyet bağını etkileyen başka bir davranışın bulunup bulunmadığı ve talep edilen zarar kalemlerinin olayla ilişkisinin kurulup kurulamayacağı ayrı ayrı incelenmelidir.
Maddi tazminat hesabına geçildiğinde de tartışma sona ermez. Hesapta kullanılan gelir, dönem, yaşam süresi, çalışma süresi, maluliyet oranı, destek payı veya artırım ve iskonto yöntemi gibi veriler sonuca doğrudan etki edebilir. Bilirkişi raporu matematiksel olarak doğru görünse bile hukuki değerlendirmeye bağlı başlangıç verilerinden biri yanlışsa sonuç da yanlış olacaktır.
Hâkim, güvenli bir çalışma ortamında uyuşmazlığın esasıyla ilgili belgeleri seçerek yapay zekâdan şu tür çalışmalar isteyebilir:
“Seçilen belgelerle sınırlı olarak olayın kronolojisini çıkar.”
“Davacının maddi olay anlatımıyla davalı idarenin savunmasını karşılaştır.”
“Tarafların üzerinde uzlaştığı ve uyuşamadığı olguları ayrı başlıklar altında göster.”
“Talep edilen maddi zarar kalemlerini ve bunların dayandırıldığı belgeleri listele.”
“Bilirkişi raporuna yöneltilen itirazları hesaplama yöntemi, kullanılan veriler ve hukuki varsayımlar bakımından sınıflandır.”
“Her tespitin hangi belgeye ve sayfaya dayandığını belirt; hukuki sonuç önerme.”
Yapay zekânın hazırladığı bu çalışma hâkimi bağlamaz. Delilin güvenilirliğini belirlemez, kusur veya sorumluluk tayin etmez. Fakat dağınık malzemeyi görünür hâle getirerek hâkimin asıl işi olan hukuki değerlendirmeye daha fazla zaman ayırmasına yardımcı olabilir.
Aynı yöntem adli yargıda görülen bir iş kazası, trafik kazası, tıbbi uygulama hatası (malpraktis) veya destekten yoksun kalma dosyasında da kullanılabilir. Dosyanın hukuki niteliği ve uygulanacak kurallar değişse de yapay zekânın yardımcı olabileceği hazırlık işleri büyük ölçüde benzerdir.
Binlerce karar arasından doğru içtihadı bulmak
Yapay zekânın hâkime zaman kazandırabileceği alanlardan biri de içtihat araştırmasıdır.
Adli yargıda ilgili Yargıtay dairelerinin, idari yargıda ise Danıştay’ın binlerce kararı arasında arama yapmak yalnızca doğru anahtar kelimeleri bulma işi değildir. Aynı hukuki kavramların geçtiği iki karar, farklı maddi olaylara dayanabilir ve bütünüyle farklı sonuçlara ulaşabilir.
İyi tasarlanmış bir yapay zekâ sistemi, kararları yalnızca kelime benzerliğine göre sıralamakla yetinmemelidir. Şunları da gösterebilmelidir:
- Kararın dayandığı maddi olay nedir?
- Çözümlenen temel hukuki sorun hangisidir?
- Sonucu belirleyen olgu nedir?
- Kararda genel bir ilke mi, somut olaya özgü bir değerlendirme mi yapılmıştır?
- Aynı konuda aksi yönde kararlar var mıdır?
- İçtihat zaman içinde değişmiş midir?
- Bulunan karar, eldeki dosyadan hangi yönleriyle ayrılmaktadır?
Böyle bir araç, hâkime “şu kararı ver” demek yerine, önündeki içtihat alanını daha hızlı görmesine yardımcı olur.
Değişmeyen kural ise şudur:
Yapay zekâ Yargıtay ve Danıştay kararlarını bulabilir; bulunan kararın gerçekliğini, güncelliğini ve somut olaya uygunluğunu hâkim değerlendirecektir.
Yapay zekânın en tehlikeli yanı: Yanılırken de ikna edicidir
Yapay zekâ sistemlerinin yanlış bilgi üretmesine “halüsinasyon” deniyor. Bu teknik terim, sistemin bulunmayan bir bilgiyi varmış gibi üretmesini anlatıyor.
Bir yapay zekâ:
- Olmayan bir Yargıtay veya Danıştay kararı oluşturabilir.
- Gerçek gibi görünen esas ve karar numaraları yazabilir.
- Gerçek bir kararın gerekçesini yanlış aktarabilir.
- Yürürlükten kalkmış bir hükmü güncelmiş gibi gösterebilir.
- Bir uyuşmazlığa ait hukuki değerlendirmeyi başka bir olaya uygulayabilir.
- Kaynağında bulunmayan bir cümleyi doğrudan alıntı gibi sunabilir.
Üstelik bunu tereddüt etmeden, düzgün bir hukuk diliyle yapabilir.
Hâkimlerin karşısına çıkabilecek risk yalnızca kendi kullandıkları yapay zekânın hata yapması değildir. Taraf vekilinin veya bilirkişinin sunduğu metinde de uydurulmuş bir karar ya da yanlış aktarılmış bir hukuki bilgi bulunabilir.
Bu nedenle yapay zekâ tarafından verilen hiçbir esas numarası, karar tarihi, mevzuat hükmü veya doğrudan alıntı asıl kaynağı görülmeden kullanılmamalıdır.
Yapay zekâ içtihat araştırmasını hızlandırabilir; fakat resmî kaynağın yerine geçemez.
Dosyanın sırrı, hızdan daha değerlidir
Mahkeme dosyaları sıradan metinlerden oluşmaz. İçlerinde kişisel veriler, sağlık bilgileri, aile ilişkileri, ticari sırlar, tanık anlatımları ve devam eden yargılamaya ilişkin hassas bilgiler bulunabilir.
Bu nedenle gerçek bir dava dosyasının, veri güvenliği ve saklama koşulları bilinmeyen genel amaçlı bir yapay zekâ sistemine yüklenmesi ciddi risk taşır.
Bir metindeki isimleri silmek de her zaman yeterli değildir. Olayın tarihi, yeri, kurum adı ve diğer ayrıntılar bir araya geldiğinde kişinin yeniden belirlenmesi mümkün olabilir.
Hâkimin güvenli biçimde yapay zekâdan yararlanabilmesi için uzun vadede bireysel hesaplardan çok, kurum tarafından sağlanan kapalı ve denetlenebilir sistemlere ihtiyaç vardır. Adalet Bakanlığının teknik altyapısı ile Yargıtay ve Danıştay’ın doğrulanmış içtihat birikimini bir araya getiren, veriyi kurum içinde tutan ve nihai denetimi hâkime bırakan bir çalışma ortamı önemli yarar sağlayabilir.
Adalet Bakanlığının mevcut yaklaşımında da yapay zekânın otomatik karar verici olarak değil, hâkim, savcı ve yargı personeline destek sağlayan bir araç olarak konumlandırılması önemli bir başlangıçtır.
Bu sistemin nasıl kurulacağı, hangi verilere erişeceği ve UYAP ile ilişkisinin sınırları başlı başına tartışılması gereken ayrı bir konudur. Ancak temel ilke bugünden söylenebilir:
Yargı yapay zekâdan yararlanmalıdır; fakat bunun bedeli yargı verisinin sızması olmamalıdır.
Güvenli bir denemeyle başlamak mümkün
Bütün bu riskler, hâkimin yapay zekâdan tamamen uzak durmasını gerektirmez. Tam tersine, kontrollü ve güvenli denemelerle aracın nasıl çalıştığını görmek, onun hatalarını fark etme yeteneğini artırır.
Başlamak için gerçek ve kapalı bir dava dosyasına ihtiyaç yoktur.
Kamuya açık bir Yargıtay veya Danıştay kararı seçilebilir. Yapay zekâdan:
- Maddi olayı özetlemesi,
- Tarafların iddialarını ayırması,
- Temel hukuki sorunu belirlemesi,
- Mahkemenin gerekçesini açıklaması,
- Karşı oy varsa çoğunluk görüşüyle karşılaştırması
istenebilir.
Ardından çıkan sonuç asıl karar metniyle karşılaştırılabilir.
Yapay zekâ hangi noktaları doğru yakaladı? Hangi önemli ayrıntıyı atladı? Kararın gerekçesiyle sonucunu birbirine karıştırdı mı? Metinde bulunmayan bir değerlendirme ekledi mi?
Bu küçük deney, saatler süren teorik bir anlatımdan daha öğretici olabilir.
Bir yapay zekâ aracını denemek, karar yetkisini ona devretmek değildir. Onu tanımak, aksine ne zaman güvenilmemesi gerektiğini daha iyi anlamayı sağlar.
İlk denemede kusursuz sonuç beklemek de doğru değildir. Yapay zekâ kullanma becerisi, diğer araçlarda olduğu gibi deneyerek gelişir. Sorunun nasıl sorulduğu, hangi belgenin verildiği ve cevabın hangi biçimde istendiği sonucu değiştirir.
En önemlisi, sistemin verdiği ilk cevabı son cevap olarak kabul etmemektir.
Son karar da sorumluluk da insanda kalmalı
Yapay zekâ hâkimin yerine olayın insani boyutunu kavrayamaz. Bir tanığın güvenilirliğini değerlendiremez, delilleri hâkim gibi tartamaz ve vicdani kanaat oluşturamaz. Verdiği kararın bir insanın hayatında doğuracağı sonucu hissedemez. Yanlış yaptığında sorumluluk üstlenemez.
Buna karşılık uzun belgeleri hızla inceleyebilir, dağınık bilgileri düzenleyebilir, benzer metinleri karşılaştırabilir ve araştırmanın başlangıç süresini kısaltabilir.
Bu iki alanı birbirine karıştırmamak gerekir.
Yapay zekâdan korkmak, onu yargı dünyasının dışında tutmayacaktır. Avukatların dilekçeleriyle, bilirkişilerin raporlarıyla ve tarafların sunduğu metinlerle bu teknoloji zaten mahkeme kapısından içeri girmiştir.
Hâkim için en güvenli yol, onu bütünüyle görmezden gelmek değil; nasıl çalıştığını, nerede yararlı olduğunu ve hangi noktada durdurulması gerektiğini bilmektir.
Kamuya açık bir kararla başlayın. Özetlemesini, uyuşmazlığı belirlemesini ve gerekçeyi açıklamasını isteyin. Sonra verdiği cevabı asıl metinle karşılaştırın. Gücünü de zaafını da kendi gözünüzle görün.
Yapay zekâdan korkmayın; fakat ona teslim de olmayın.
Teknoloji masada bulunabilir. Hâkim koltuğunda ise daima insan oturacaktır.
Kaynaklar: Avrupa Konseyi Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ), Yargı Sistemlerinde Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Avrupa Etik Şartı; Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü; Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünün yargıda yapay zekâ çalışmalarına ilişkin açıklamaları; Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi.
