
Ayşe Abla, Genç Mehmet ve Can Bey'in hikayesi üzerinden algoritmik profillemenin anatomisi.

Sabah gözlerinizi açıyorsunuz. Henüz tam uyanmadan eliniz telefona gidiyor. Haberlere bakıyorsunuz, ücretsiz. Sosyal medyaya giriyorsunuz, ücretsiz. Alışveriş sitesine bakıyorsunuz, ücretsiz. Navigasyon açıyorsunuz, ücretsiz.
Peki bu devasa sistemler nasıl ayakta duruyor? Binlerce mühendis, milyarlarca dolarlık sunucu, küresel altyapı, bunların hepsi sizin için mi çalışıyor, bedavaya mı?
Hayır.
Siz ürünü kullanmıyorsunuz. Ürün sizsiniz.
Ve bu ürünü işleyen, paketleyen, satan bir sistem var. Batı'daki adına Steward diyelim. Bizdeki adı ise Kahya olsun.
Kahya'yı bilirsiniz. Efendinin en kıdemli, en güvenilir adamı. Her şeyi bilir, efendinin alışkanlıklarını, zayıflıklarını, korkularını. Efendi adına karar verir. Size hizmet ediyor gibi görünür. Aslında sizi yönetir.
İşte bu yazı, Kahya'nın nasıl çalıştığını anlatıyor. Teknik terim yok, karmaşık formül yok. Sadece üç gerçek insan hikayesi ve o hikayelerin arkasındaki görünmez sistem.
Hazır mısınız? O zaman önce üç kişiyle tanışalım.
Ayşe Abla 34 yaşında, ev hanımı. İstanbul'da yaşıyor, iki çocuğu var. Eşiyle birlikte geçim derdindeler; kira arttı, market fiyatları uçtu. Her sabah çocukları okula göndermeden önce telefona bakıyor. WhatsApp gruplarında aktif, mahalle grubu, okul grubu, aile grubu. Haberleri takip ediyor, özellikle ekonomiyle ilgili olanları. Seçim zamanı gelince kime oy vereceğini düşünüyor ama tam karar veremeden bir şeyler onu etkiliyor. Ne olduğunu bilmeden oyunu kullanıveriyor.
Genç Mehmet 28 yaşında. Ankara'da yaşıyor, üniversite mezunu ama iş bulamıyor. İçinde büyük bir öfke var, sisteme, eşitsizliğe, haksızlığa karşı. Sosyal medyada çok aktif. Siyasi içerikleri paylaşıyor, yorum yapıyor, tartışıyor. Kendini bilinçli biri olarak görüyor. "Ben manipüle edilmem!" diyor.
Can Bey 45 yaşında. İzmir'de iş insanı. Başarılı, rasyonel, eğitimli. Gazete okuyor, analiz takip ediyor. Teknolojiyi iyi kullanıyor. "Sosyal medyaya fazla güvenmem, ben kaynaklarıma bakarım" diyor. Kendinden emin.
Üçü de farklı şehirlerde, farklı hayatlarda, farklı düşüncelerde.
Ama üçü de Kahya'nın radarında.
Ve Kahya üçünü de biliyor, kendilerinden bile iyi.
Ayşe Abla sabah 6.47'de telefonunu açtı. Bunu Kahya kaydetti.
Genç Mehmet gece 1.30'da sosyal medyaya girdi. Bunu Kahya kaydetti.
Can Bey öğle arası iş haberlerini okudu, 3 dakika 12 saniye sayfada kaldı. Bunu da Kahya kaydetti.
Peki Kahya bunları nasıl öğreniyor?
İki yolla: canlı yayın ve paket yayın.
Canlı yayın şu an yaptıklarınız. Telefonu açtığınız an, hangi habere tıkladığınız, sayfada kaç saniye kaldığınız, ekranı ne kadar hızlı kaydırdığınız, bunların hepsi anlık olarak akıyor. Farkında bile değilsiniz.
Paket yayın ise geçmişte bıraktıklarınız. Eski yorumlarınız, beğenileriniz, paylaşımlarınız, bunlar zaten ortada duruyor. Kahya geri dönüp hepsini topluyor.
Ama bu kadar değil.
Telefonunuz cebinizde dururken bile veri üretiyor. Konumunuz, nerede olduğunuz, ne kadar süre kaldığınız. Adım sayınız, hareket mi ediyorsunuz, oturmuş musunuz? Hatta telefonu nasıl tuttuğunuz, ekrana nasıl dokunduğunuz, bunlar bile size özgü bir imza bırakıyor.
Hiçbir yere kayıt olmadınız. Hiçbir şey kabul etmediniz. Ama veri aktı.
Ve kameralar? Evet, onlar da var. Alışveriş merkezlerinde, caddelerde, ulaşım araçlarında. Yüz tanıma teknolojisi sizi tanımlıyor. Bu bir film sahnesi değil, bugün dünyanın pek çok şehrinde çalışıyor.
Ayşe Abla, Genç Mehmet, Can Bey, üçü de farkında olmadan Kahya'ya hammadde sağlıyor. Her gün, her saat, her an.
Ayşe Abla haber sitesinde "kullanıcı 4857." Alışveriş sitesinde "müşteri A2391." Navigasyon uygulamasında ise sadece bir konum noktası olarak geçiyor.
Üç ayrı sistem, üç ayrı isim. Peki Kahya bunların hepsinin Ayşe Abla olduğunu nasıl biliyor?
Basit: ortak noktalara bakıyor.
Üç uygulama da aynı telefondan açılıyor, cihaz aynı. Üç uygulama da aynı Wi-Fi ağını kullanıyor, ev aynı. Üç uygulama da benzer saatlerde aktif, insan aynı.
Kahya diyor ki: "%96 ihtimalle bunlar aynı kişi."
Genç Mehmet hiçbir platforma gerçek adıyla kayıt olmadı. Takma isim kullanıyor. Ama telefonu aynı, konum aynı, yazma biçimi aynı. Kahya onu yine buluyor.
Can Bey ise tam adıyla her yere kayıtlı. Kahya için en kolay hedef o.
Kahya tek değil. Her yerde vekilleri var.
Ham veri anlamsız. Ayşe Abla'nın gece 2'de haber açması tek başına bir şey ifade etmiyor.
Ama Kahya bu veriyi yorumluyor.
Gece 2'de haber açtı + ekonomi haberleri okudu + aynı haberi iki kez açtı + sabah erken kalktı + market fiyatlarıyla ilgili içeriklere uzun baktı.
Kahya diyor ki: "Bu kişi ekonomik kaygı taşıyor. Gece uyku düzeni bozuk. Finansal belirsizlik onu strese sokuyor."
Bu artık ham veri değil, anlam.
Genç Mehmet için: gece aktif, öfkeli içerikleri paylaşıyor, haksızlık haberlerinde uzun kalıyor, yorum yazıyor.
Kahya diyor ki: "Bu kişi öfkeli ve harekete geçmeye hazır. Doğru tetikleyiciyle mobilize olur."
Can Bey için: sabah gazetesi, öğlen analiz, akşam iş haberleri. Duygusal içerikleri atlıyor, veri odaklı içeriklerde kalıyor.
Kahya diyor ki: "Bu kişi kendini rasyonel sanıyor. Ama sayılarla, grafiklerle, uzman görüşüyle etkilenebilir."
Şimdi soyut bir şey anlatacağım ama sabır edin, çünkü bu adım her şeyin kalbi.
Kahya Ayşe Abla hakkında yüzlerce sinyal topladı. Bunların hepsini bir araya getirince Ayşe Abla artık bir isim değil, matematiksel olarak yeri belli bir nokta.
Düşünün: dünyadaki herhangi bir yeri enlem ve boylamla, yani iki koordinatla tarif edebilirsiniz. Oysa Kahya ileri gidip yüzlerce koordinatla Ayşe Abla'yı tarif ediyor. Ekonomik kaygı seviyesi, uyku düzeni, haber tüketim hızı, duygusal tetikleyicileri, karar verme biçimi...
Bu yüzlerce koordinatın kesiştiği yerde uzayda tek bir nokta var. O nokta Ayşe Abla.
Ve işte mucize burada başlıyor: Ayşe Abla'nın noktasına yakın duran başka noktalar var. Başka Ayşe Ablalar. Onlar da gece uyuyamıyor, onlar da ekonomik kaygı taşıyor, onlar da benzer haberleri okuyor.
Kahya bu noktaları birleştirdi. Ayşe Abla hiç tanışmadığı insanlarla aynı gruba girdi. Ama farkında değil.
Şimdi çarpıcı olan geliyor.
Kahya'nın kayıtlarında Genç Mehmet yoktu. İlk kez o gece Genç Mehmet telefona el atarak sisteme girdi.
Ama Kahya hemen dedi ki: "Bu kişiyi tanıyorum."
Yahu nasıl? Adam ilk defa giriyor sisteme.
Çünkü Kahya, Genç Mehmet'e benzeyen 50.000 kişiyi daha önce görmüştü. Aynı yaş grubu, aynı konum, aynı gece aktifliği, aynı içerik tercihleri. O 50.000 kişinin nasıl davrandığını Kahya biliyor. Hangi mesaja tepki verdi, hangi haberi paylaştı, hangi anda harekete geçti.
Genç Mehmet henüz hiçbir şey yapmadı. Ama Kahya zaten biliyor: "Bu kişi şu mesajı görürse büyük ihtimalle paylaşır."
Kahya, henüz hiçbir şey yapmamış birinin bile kararını önceden tahmin edebilir.
OCEAN. Beş harfli bir kelime. Ama arkasında çok şey var.
Openness, Açıklık: Yeni fikirlere ne kadar açıksınız?
Conscientiousness, Sorumluluk: Ne kadar düzenli ve disiplinlisiniz?
Extraversion, Dışadönüklük: Sosyal misiniz, içe dönük müsünüz?
Agreeableness, Uyumluluk: Başkalarıyla ne kadar uzlaşırsınız?
Neuroticism, Duygusal Dengesizlik: Kaygıya, korkuya ne kadar yatkınsınız?
Kahya bu beş boyutu davranış verinizden çıkarıyor. Hiçbir test yapmadan.
Ayşe Abla'nın skoru: Duygusal dengesizlik yüksek, kaygıya yatkın. Uyumluluk yüksek, uzlaşmacı. Açıklık orta, değişime temkinli.
Genç Mehmet'in skoru: Duygusal dengesizlik yüksek ama bu sefer öfke yönünde. Dışadönüklük yüksek, sosyal etkileşim arıyor. Uyumluluk düşük, sisteme karşı.
Can Bey'in skoru: Duygusal dengesizlik düşük, sakin, kontrollü. Sorumluluk yüksek, planlı, rasyonel. Açıklık yüksek ama veriye dayalı ikna ister.
Ve OCEAN'ın ötesinde Kahya şunu da biliyor: Ayşe Abla'nın korkusu ekonomik çöküş. Genç Mehmet'in öfkesinin kaynağı haksızlık hissi. Can Bey'in zayıf noktası ise "ben akıllıyım" yanılgısı.
Tabanca hazır. Sıra geldi mermiyi seçmeye.
Ayşe Abla artık bir isim değil. O "ekonomik kaygılı, orta yaşlı, iki çocuk annesi, WhatsApp aktif, kararsız seçmen" grubu.
Genç Mehmet "öfkeli genç, işsiz, sosyal medya aktif, mobilizasyona hazır" grubu.
Can Bey "rasyonel iş insanı, veri odaklı, kendine güvenen, dolaylı ikna kanalı" grubu.
Bu gruplar binlerce, onbinlerce kişiden oluşuyor. Hepsi birbirine benziyor. Hepsi aynı mesaja benzer tepki veriyor.
Şimdi en sinsi adım geliyor.
Ayşe Abla sabah telefonu açtı. Karşısına bir haber çıktı: "Marketlerde bu hafta büyük zam dalgası." Kalbi sıkıştı. Haberi okudu. Paylaştı.
O haberi kim seçti? Kahya.
Ayşe Abla'nın ekonomik kaygısını biliyor. Hangi başlığın onu durduracağını biliyor. Hangi kelimenin kalbini sıkıştıracağını biliyor.
Genç Mehmet akşam sosyal medyaya girdi. Karşısına bir video çıktı: gençlere yapılan haksızlığı anlatan, öfke dolu bir içerik. Hemen paylaştı, yorum yaptı, tartışmaya girdi.
O videoyu kim seçti? Kahya.
Can Bey öğle arası bir analiz makalesi gördü. Grafikler vardı, uzman görüşleri vardı, veriler vardı. "İşte gerçek gazetecilik" dedi, makaleyi okudu, fikrini değiştirdi.
O makaleyi kim seçti? Kahya.
Ve işin en karanlık yönü şu: Bu mesajları sadece siz gördünüz. Komşunuz farklı bir şey gördü. Eşiniz farklı. Arkadaşınız farklı.
Herkes farklı bir gerçeklikle uyandı o sabah. Ama kimse diğerinin ne gördüğünü bilmiyor.
Ayşe Abla haberi paylaştı, Kahya kaydetti. Genç Mehmet videoyu izleyip çıktı, Kahya kaydetti. Can Bey makaleyi üç kez okudu, Kahya kaydetti.
Bu tepkiler sisteme geri döndü. Kahya öğrendi:
"Ayşe Abla bu tür başlıklara tepki veriyor, bir dahaki sefere daha güçlü ver."
"Genç Mehmet bu videoyu izleyip çıktı, bir dahaki sefere daha kısa, daha sert ver."
"Can Bey makaleyi üç kez okudu, grafikler işe yarıyor, daha fazla veri ver."
Sistem her gün biraz daha keskin hale geliyor. Siz her gün biraz daha öngörülebilir hale geliyorsunuz.
Döngü kapanıyor. Ve tekrar başlıyor.
Kahya sadece seçim zamanı uyanmıyor. Her sabah uyanıyor.
Amazon hangi ürünü öne çıkaracağını biliyor, çünkü sizin alışveriş örüntünüzü Kahya söylüyor. Netflix hangi diziyi önereceğini biliyor, çünkü ne zaman sıkıldığınızı Kahya söylüyor. Trendyol size indirim bildirimi gönderdiğinde tesadüf değil, Kahya tam o an ödeme yapmaya en yatkın olduğunuzu hesaplamış.
Ayşe Abla market alışverişi yaparken bile Kahya orada. Hangi ürünün reklamını göreceği, hangi indirimin onu durduracağı, hangi görselin sepete attıracağı, hepsi hesaplanmış.
Genç Mehmet bir oyun indirdiğinde Kahya orada. Hangi saatte en uzun oynadığını, hangi ödülün onu geri getireceğini, ne zaman para harcamaya yatkın olduğunu biliyor.
Can Bey iş seyahatinde otel ararken Kahya orada. Aynı odayı Can Bey'e, komşusuna ve yabancı bir turiste farklı fiyatlarla gösteriyor. Kim daha fazla ödemeye razı? Kahya biliyor.
Peki bu sistemden en çok kim kazanıyor?
Veriyi toplayan teknoloji şirketleri. Meta, Google, Amazon, Microsoft, bunların toplam piyasa değeri bazı kıtaların milli gelirini geçiyor. Bu servetin hammaddesi sizin verileriniz. Siz bedavaya gezdiğinizi sanırken, aslında bu devasa makinenin yakıtı oluyorsunuz.
Siyasetçi Kahya'yı oy için kullanıyor. Şirket Kahya'yı para için kullanıyor. Teknoloji firması ise Kahya'yı hem para için hem de daha güçlü bir Kahya inşa etmek için kullanıyor.
Kahya'yı durdurmak mümkün değil. Ama yavaşlatmak mümkün.
En güçlü savunma bu. Karşınıza çıkan her içerik için bir an durun. "Bu içerik neden şu an karşıma çıktı? Bana nasıl hissettiriyor? Bu hissi kim istiyor, kimin işine yarar?" Ayşe Abla o haberi görünce önce durabilirdi. "Bu başlık neden tam şu an karşıma çıktı?" diye sorabilirdi.
Kahya örüntülerle besleniyor. Alışkanlıklarınızı biraz karıştırın. Bazen hiç ilginizi çekmeyen konuları okuyun. Farklı kaynaklara bakın. Dijital izinizi bilinçli olarak bulandırın. Genç Mehmet arada bir kedi videoları izleyebilir. Saçma geliyor ama sistem onu tanımakta zorlanır.
Bir içerik sizi çok hızlı öfkelendiriyorsa, çok hızlı korkutuyorsa, çok hızlı heyecanlandırıyorsa dur. Bu hız doğal değil. Büyük ihtimalle o içerik tam sizin tetikleyicinize göre tasarlandı. Can Bey'in "ben rasyonelim" yanılgısı burada kırılıyor. Rasyonel insanlar da duygusal tetiklenmeye açık, sadece farklı tetikleyicileri var. Grafikler, veriler, uzman isimleri.
Bu içeriği kim üretiyor? Kim finanse ediyor? Benden ne istiyor? Bana ne hissettirmeye çalışıyor? Bu dört soru Kahya'nın işini zorlaştırır.
Demokrasi herkesin aynı pusulaya bakarak kendi yolunu çizdiği bir yolculuktur.
Kahya o pusulayı çalmıyor. Daha sinsi bir şey yapıyor, ibreyi gizlice kaydırıyor. Siz hala elinizde pusula olduğunu sanıyorsunuz. Ama kuzey artık kuzey değil.
Ayşe Abla korkarak oy kullandı, ama o korku ona ait miydi?
Genç Mehmet öfkeyle harekete geçti, ama o öfke onun muydu, yoksa ona yüklenen miydi?
Can Bey "veriye dayalı karar verdim" dedi, ama o veriyi kim seçti?
Ve unutmayın: Bu sadece siyasi bir mesele değil. Her tıkladığınızda, her satın aldığınızda, her izlediğinizde Kahya büyüyor. Teknoloji şirketleri bu veriyi işleyerek trilyonluk bir endüstri kurdu. O endüstrinin hammaddesi sizsiniz. Bedava gezdiğinizi sandığınız internet, aslında en pahalı ödediğiniz yerdir. Sadece parayı değil, özgürlüğünüzü de ödüyorsunuz.
Kahya görünmez. Ama iş bitti mi? Hayır.
Çünkü şunu biliyoruz: Kahya'nın sizi tahmin edemediği her an, en özgür olduğunuz andır.
O anları çoğaltmak sizin elinizde.