
Bugün ana akım medyayı veya sosyal medya akışlarını takip ettiğimizde karşımıza çıkan tablo hep aynı: Devasa uçak gemileri, akıllı füzeler, sınırsız bir teknolojik üstünlük ve "dünyanın tek hakimi" edasıyla hareket eden bir ABD-İsrail bloku. Sanki dünya tarihi bu güçle başlamış ve onunla mühürlenecekmiş gibi bir hava estiriliyor.
Oysa bu, tarihin gördüğü en büyük kolektif illüzyonlardan biridir. Biz buna "psikolojik harekat" diyoruz. Ne yapılmak isteniyor: Bir gücü öylesine mutlak ve öylesine "tanrısal" sunmak ki; ona karşı çıkmanın sadece siyasi bir hata değil, adeta fizik kurallarına aykırı bir delilik olduğuna kitleleri inandırmak. Ama tarihin tozlu rafları, "artık bize bir şey olmaz" diyenlerin kalıntılarıyla dolu.
Tarih sahnesi, kendini "mutlak güç" sanan, kibri boyunu aşmış aktörlerin geçit törenidir. Roma, Akdeniz’e "Bizim Gölümüz" (Mare Nostrum) dediğinde bu gücün binlerce yıl süreceğini sanıyordu. İngiltere, üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurduğunda, güneşin bir gün Londra'nın sisli sokaklarına hapsolacağını öngörememişti.
Bugünün "Zeus"u koltuğunda ABD oturuyor. Ancak evrenin şaşmaz bir yasası vardır: Entropi. İzole edilmemiş her sistem, zamanla düzensizliğe ve enerji kaybına mahkumdur. Bir imparatorluk ne kadar büyürse, onu ayakta tutmak için gereken enerji o kadar artar ve sistem kendi ağırlığı altında ezilmeye başlar. ABD, 1945’ten sonra dünyanın geri kalanı bir enkaz yığınıyken kendine çok geniş bir alan buldu. Ancak o gün giydiği ceket bugün artık dar geliyor; dikişleri patlıyor, lojistik nefesi yetmiyor ve sistemin içindeki düzensizlik (entropi) artık dışarıdan verilen "güç gösterileriyle" bastırılamıyor.
Burada görmemiz gereken temel fark "yaş" değil, "hafıza"dır. ABD henüz 250 yaşında, ergenlik sancılarını yeni atlatmaya çalışan bir çocuktur. Karşısında ise Türkiye, İran, Çin gibi binlerce yıldır bu coğrafyada fırtınalar savuşturmuş, imparatorluklar kurup yıkmış "kadim devletler" var.
İbn-i Haldun’un o meşhur tarih döngüsünü hatırlayalım: Haldun der ki; toplumları yükselten o birleştirici ruh (Asabiyye), refahın ve gücün zirvesine ulaşıldığında yerini gevşemeye ve kibre bırakır.
Genç Güç (ABD-İsrail): Kaba kuvvete, anlık teknolojik üstünlüğe ve baskıya inanır. Hafızası kısadır; sadece son zaferini hatırlar.
Kadim Devlet Aklı: Sabra, dengeye ve zamanın ruhuna (Zaygest) inanır. Binlerce yıllık tecrübesiyle bilir ki; hiçbir fırtına sonsuza kadar sürmez ve her "yenilmez" güç bir gün yorulur.
Bu yüzden Ortadoğu’daki gerilim sadece bir askeri çatışma değil; bir "anlık parlamanın", bin yıllık bir "birikimle" çarpışmasıdır. Kadim devletler çocukça gurura kapılmaz; onlar hayatta kalmanın ve oyun kurmanın kitabını kanla yazmışlardır.
Tarih nehrini 5.000 yıllık bir perspektifle izlediğimizde, ABD’nin yaklaşık 80 yıllık hegemonik liderliği sadece birkaç sayfalık küçük bir parantezden ibarettir. Bu parantezin kapanmaya başladığını gösteren iki devasa çatlak var:
Lojistik ve Ekonomik Karadelik: Kendi ana karasından on binlerce kilometre ötede, her biri trilyon dolarlara mal olan savaşlar yürütmek, tarihin her döneminde büyük imparatorlukları yutan bir karadelik olmuştur. Güç, merkezden uzaklaştıkça zayıflar.
Psikolojik Kırılma: Vietnam’da başlayan, Afganistan’da tescillenen ve bugün Gazze’den Ukrayna’ya kadar uzanan süreçte "Yenilmez Armada" miti ağır darbeler aldı. Artık dünya halkları ve rakip güçler, "Zeus'un şimşeklerinden" eskisi kadar korkmuyor. Korku duvarı aşıldığında, imparatorluklar sadece kağıttan kaplanlara dönüşür.
Bugün Ortadoğu'da ve dünya genelinde yaşanan o büyük gürültü, aslında bir devin yıkılış sesi değil; ABD'nin "gerçek kabına", yani kendi kıtasına çekilme sancısıdır. Bu çekilme sırasında çıkan toz bulutu ve kopan fırtına bizi yanıltmasın.
Biz bu sahnede ne "yenilmez" ordular, ne "ebedi" olduğu iddia edilen ittifaklar gördük; hepsi tarihin dev parantezi içinde birer dipnot olarak kaldı. Geriye kalan, her zaman o köklü coğrafya, kadim kültürler ve bin yıllık devlet aklı olacaktır. Sahne kapanmıyor, sadece dekor değişiyor ve oyunun asıl sahipleri yerlerini alıyor.