

28 Şubat 2026'da patlak veren ABD-İran savaşı, yalnızca Tahran ve Washington arasında bir hesaplaşma olmamış; aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin on yıllardır bel bağladığı Amerikan güvenlik şemsiyesinin sınırlarını ve yapısal zaaflarını acı bir şekilde açığa çıkarmıştır. Körfez başkentlerinde bugün hâkim olan duygu; devasa savunma harcamalarına rağmen kendi kritik altyapılarını koruyamamanın getirdiği hayal kırıklığı ve "güvenlik" kavramını çok kutuplu bir dünyada sil baştan tanımlama zorunluluğudur. Bu savaş, geleneksel askeri doktrinlerin iflas ettiği, küresel finansın ve tedarik zincirlerinin birer savaş alanına dönüştüğü sistemik bir kırılma noktasıdır.
ABD'nin son 30 yıllık bölgesel güç projeksiyonu, Körfez'deki devasa, sabit ve "ulaşılamaz" ileri hava üslerinin mutlak birer sığınak olduğu varsayımına dayanıyordu. Ancak savaşın gerçekleri bu stratejik illüzyonu yerle bir etmiştir. Körfez ülkelerinin korunmak amacıyla topraklarında ağırladıkları ABD üsleri, birer kalkan olmaktan çıkıp İran saldırılarını doğrudan kendi ülkelerine çeken birer paratonere dönüşmüştür.
İran, asimetrik saldırılarıyla Suudi Arabistan'ın "Vizyon 2030" veya BAE'nin ekonomik dönüşüm projelerinin kalbi olan sivil ve ticari altyapıları silah menziline almıştır. İran füzelerinin Dubai'deki veri merkezlerini (Amazon Web Services dahil) ve hayati önem taşıyan su arıtma (desalinasyon) tesislerini hedef alması, Körfez'in küresel yatırımcıya sunduğu "istikrar vahası" imajına ağır bir darbe vurmuştur. Milyarlarca dolarlık güvenlik yatırımlarına rağmen kendi ekonomik kalplerinin ateş hattında kaldığını gören Körfez liderleri, dış politikada tek bir hegemona mutlak bağımlılığın faturasını ağır ödemiştir.
Paratoner işlevi gören bu üsleri korumakla görevli ABD savunma sanayii, savaş boyunca asimetrik harp karşısında ciddi zafiyetler ve kapasite sınırlarıyla yüzleşmiştir.
Amerikan savunma devleri on yıllar boyunca son derece pahalı, az sayıda fakat "imrenilecek derecede seçkin" silah sistemleri ürettiler. Buna karşılık İran, çok düşük maliyetli dronlar ve yüksek hızlı balistik füzelerden oluşan karma saldırı paketleriyle sahaya çıktı. ABD ve müttefikleri, alçak irtifadaki ucuz dron sürülerini durdurmak için milyonlarca dolarlık Patriot füzelerini tüketirken; eş zamanlı gelen balistik füzeleri önleyebilmek için tanesi 12 milyon doları bulan THAAD füzelerini ateşlemek zorunda kaldılar. Savunma füzelerinin saldırı silahlarından yüzlerce kat pahalı olduğu bu asimetri, Amerikan savunma ekonomisini zorlayıcı bir noktaya itmiştir.
Hem balistik füzelere hem de dron sürülerine karşı devasa hava savunma stoklarının kullanılması, ABD'nin küresel stratejik rezervlerini hızla eritmiştir. Çin'e veya Rusya'ya karşı küresel caydırıcılık için ayrılan bu stokların tek bir bölgesel savaşta bu denli hızlı tüketilmesi, Amerikan askeri endüstrisinin yüksek yoğunluklu uzun süreli bir savaşı besleme kapasitesini tartışmaya açmıştır.
Bunlara ek olarak, ABD savunma devlerinin maliyetleri düşürmek için benimsediği "tam zamanında" (just-in-time) lojistik modeli bu krizde ağır bir dayanıklılık testiyle karşı karşıya kalmıştır. Savaş uçakları ve füzeler için hayati önem taşıyan yüksek saflıktaki alüminyum gibi ithal hammaddelerin tedariki, Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlikler ve artan lojistik maliyetler nedeniyle sekteye uğrama riski taşımaktadır.
2026 savaşı, konvansiyonel silahların ötesine geçerek doğrudan küresel finansal ekosistemi ve Körfez ülkelerinin ekonomik varoluşunu hedef almıştır. İran, Hürmüz Boğazı'nda klasik bir donanma ablukası kurmak yerine bölgedeki risk algısını yükseltmeyi tercih etti. Bunun sonucunda küresel deniz ticaretini sigortalayan ve "P&I kulüpleri" olarak bilinen uluslararası denizcilik sigorta konsorsiyumları, "savaş riski" poliçelerini iptal etti ya da primleri devasa oranlarda artırdı; boğaz bu yolla fiilen işlemez hale geldi. Dünya Bankası raporlarına göre bu durum, küresel enerji piyasalarında tarihi bir şok yaratmış ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine zıplamasına yol açmıştır.
Savaşın küresel finansa olan bir diğer ağır yansıması ise Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) Nisan 2026 Küresel Finansal İstikrar Raporu'nda gözler önüne serilmiştir. Artan enerji fiyatları, sıkılaşan finansal koşullar ve güçlenen dolar, gelişmekte olan piyasaları vururken; düşük faizli para birimleriyle borçlanıp yüksek getirili varlıklara yatırım yapan — finansal jargonda "carry trade" olarak bilinen — küresel hedge fonları aniden pozisyonlarını kapatmak zorunda kalmıştır. Bu ani satış dalgasının yarattığı nakit sıkışıklığı, bölgesel bir krizin küresel tahvil ve hisse senedi piyasalarında nasıl sistemik bir çöküş riskine dönüşebileceğini kanıtlamıştır. Ayrıca Körfez'den çıkmak ve risklerini dağıtmak isteyen sermaye, Londra gibi geleneksel Batı metropollerinin güvenli limanlarına kayma eğilimi göstererek Orta Doğu'daki yabancı yatırım iklimini derinden sarsmıştır.
Amerikan askeri gücünün mühimmatını hızla tüketmesi ve Körfez'deki sivil-ekonomik altyapının doğrudan hedef alınabilmesi, bölge başkentlerinde yeni güvenlik arayışlarını tetiklemiştir. Körfez devletleri, güvenliklerini tek bir hegemona bağlamanın risklerini görerek farklı diplomatik ve askeri seçenekleri masaya yatırmaya başlamışlardır. Ancak şu an için ortada ABD şemsiyesinin yerini alacak, resmen imzalanmış yeni bir uluslararası güvenlik antlaşması veya kesinleşmiş bir eksen kayması bulunmamaktadır.
ABD'nin mutlak koruyucu rolüne olan güven sarsılırken, Körfez'in Pekin ile ilişkilerini stratejik boyuta taşımak istediği öne sürülmektedir. Çin'in enerji güvenliğini sağlamak için taraflarla yürüttüğü diyalog Asya lehine bir eksen kayması potansiyeli taşısa da Pekin, henüz ABD'nin bölgedeki askeri güvenlik garantörü rolünü üstlenmeye hazır görünmemektedir. Öte yandan Körfez ülkelerinin, asimetrik savaşta ve düşük maliyetli dron sürülerine karşı sahada ciddi tecrübe edinmiş alternatif savunma sanayileriyle hibrit hava savunma çözümleri geliştirmeye ilgi duyduğuna dair sinyaller artmaktadır.
Körfez'deki bu güvenlik erozyonu ve altyapı zafiyetleri, jeopolitik satranç tahtasında Türkiye için yeni hamle alanları ve yönetilmesi gereken ciddi fay hatları açmaktadır.
ABD'nin hantal ve astronomik maliyetli hava savunma sistemlerinin sürü saldırıları karşısında yetersiz kalması, Türkiye'nin kendi geliştirdiği yerli ve çok katmanlı otonom sistemlerin değerini artırmıştır. Ankara'nın uzun süredir savunduğu "Bölgesel Sahiplik" (Regional Ownership) doktrini — dış güçlerin müdahalesi yerine bölge güvenliğinin bölge ülkelerince sağlanması tezi — bu krizle birlikte Körfez başkentlerinde daha fazla karşılık bulmaya başlamıştır. Doktrin haklı çıktı demek için erken; ama tartışmanın merkezine girdi.
Körfez'in "güvenli liman" imajının sarsılmasıyla birlikte İstanbul Finans Merkezi (İFM), bölgeden çıkmak isteyen sermaye için coğrafi ve siyasi açıdan mantıklı bir durak noktası olarak öne çıkma potansiyeli taşıyor; ancak bu potansiyelin realize olması, Türkiye'nin bölgesel çatışmadan uzak kalma kapasitesini koruyup koruyamayacağına bağlı.
Öte yandan Türkiye, savaşın ileride İran'da yaratabileceği bir rejim çöküşünün tetikleyeceği kitlesel göç dalgalarından ciddi endişe duymaktadır. Daha da kritiği, ABD veya İsrail'in İran rejimini içeriden zayıflatmak amacıyla PJAK ve PKK iltisaklı Kürt grupları silahlandırma ihtimali, Ankara'nın kırmızı çizgisi olup Washington-Ankara hattında Suriye'dekine benzer yeni bir güven krizine yol açabilecek potansiyel bir stres testidir.
2026 savaşı, Soğuk Savaş sonrası kurulan Amerikan askeri-endüstriyel hegemonyasının ve Körfez'deki "koruyucu kalkan" illüzyonunun sorgulanmasına neden olmuştur. ABD üslerinin ülkeleri korumaktan çok onları hedef haline getirmesi; astronomik bütçeli savunma sistemlerinin ucuz dronlar ve kırılgan tedarik zincirleri karşısında ciddi sınırlarla yüzleşmesi; sigorta şirketlerinin Hürmüz'ü ticarete fiilen kapatması — tüm bunlar, modern asimetrik savaşın artık fiziksel değil, sistemik, ekonomik ve finansal bir yıpratma sanatı olduğunu kanıtlamaktadır.
Orta Doğu, tek bir küresel gücün himayesinden çıkarak bölgesel aktörlerin kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalacağı yeni ve çok kutuplu bir güvenlik mimarisine doğru ilerlemektedir. Bu geçiş ne hızlı ne de düzgün olacak; ama Körfez başkentlerinin zihninde artık geri dönüşü olmayan bir soru işareti yerleşmiştir.
Akram, S. vd. (2026). The US-Israel War on Iran: Analyses and Perspectives. Arab Center Washington DC.
Coşkun, A. (2026). Turkey Has Two Key Interests in the Iran Conflict. Carnegie Endowment for International Peace.
Çelik, B. C. & Slavin, B. (2026). Turkey Also Tries to Mediate an End to the US-Israeli War on Iran. Stimson Center.
Girishankar, N. (2026). Iran's Real War Is Against the Global Economy. Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Institute for Economics & Peace. (2026). The Iran War and the Global Terrorism Threat. Vision of Humanity.
International Monetary Fund (IMF). (2026, Nisan). Global Financial Stability Report: Global Financial Markets Confront the War in the Middle East and Amplification Risks. Washington, DC.
Securing America's Future Energy (SAFE). (2026). Iran war exposes strategic vulnerability in fragile US aluminum supply chain. The Washington Examiner.
Sezer, İ. vd. (2026). Decoding Türkiye's Strategic Calculus on the War in Iran. TRENDS Research & Advisory.
World Bank. (2026, Nisan). Commodity Markets Outlook: Global Economy in the Shadow of War. Washington, DC.