Güçlü olan haklıdır — bu eski bir hikaye
Tarih boyunca insanlığın önüne üç büyük masal konuldu: din, milliyetçilik ve özgürlükler. Bu masallar bazen umut verdi, bazen savaş çıkardı, bazen de iktidarları meşrulaştırdı. Ama asıl işlevi hep aynı kaldı — insanları bir arada tutmak ve yönetilebilir kılmak.
Bu bir komplo değil. Bu insan doğasının bir gerçeği. Platon'dan beri filozoflar bunu sorguluyor. İbn Haldun buna "asabiyye" dedi — toplumu bir arada tutan ortak inanç ve kimlik duygusu. Gramsci buna "hegemonya" dedi — rızanın yönetimi. Adı ne olursa olsun, mekanizma aynı: insanlar anlam ve aidiyet arar, güç sahipleri bu arayışı kullanır.
Bugün dünyaya bakıldığında tablo değişmiş gibi görünüyor ama özü aynı. Ortadoğu'da savaşlar sürüyor, uluslararası hukuk güçlülere uygulanmıyor, kurumlar içi boş hale geliyor. Orta Çağ'ın "güçlü olan haklıdır" anlayışı yeniden yürürlüğe girmiş gibi.
Güç nerede oturur?
Çoğu insan güçten söz ederken ülkelerden bahseder. Amerika güçlü, Çin yükseliyor, Rusya tehdit oluşturuyor. Ama bu bakış eksik.
Güç aslında seyyardır. Daha önce Venedik ve Ceneviz'deydi. Sonra İngiltere'ye geçti. Oradan Amerika'ya taşındı. Bu geçişlerde bayraklar değişti ama oyunun kuralları ve bazı aktörler sürekliliğini korudu. Yarın o güç Çin'e ya da başka bir merkeze geçebilir. Önemli olan bayrağın rengi değil, kimin kuralları yazdığı.
"ABD'nin gücü" yerine "Amerika'da yerleşik küresel güç" demek daha doğru. Çünkü o güç yarın kalkar başka bir yere gider. Ama arkasında bıraktığı kurumlar, kurallar ve ağlar varlığını sürdürür.
Günümüzde bu gücün yanına yeni bir boyut ekleniyor: teknoloji. Apple, Microsoft, Google, Amazon, Nvidia — bunlar artık sadece şirket değil. Tanklar sınırda beklerken yazılım çoktan içeri girmiş oldu. Hiçbir savaş ilan etmeden, hiçbir asker kaybetmeden milyarlarca insanın günlük düşünce akışına, iletişimine ve ekonomik davranışına yerleştiler.
Eski sömürgecilik toprak ve hammadde alıyordu. Yeni model veri alıyor, davranış alıyor, dikkat alıyor. Hem çok daha verimli hem de çok ucuz.
Asimetrik güç: Küçük taşların büyük dengeleri bozması
Güç sadece büyüklerin elinde değil artık. Küçük bir kentten yayılan bir virüs trilyonlarca dolarlık orduları, ekonomileri ve devletleri durdurabildi. Bir seyyar satıcının kendini yakması Arap Baharı'nı tetikledi. Tek bir sızıntı diplomatik dengeleri sarstı.
23 milyon nüfuslu bir ada olan Tayvan, tek bir teknolojik yetkinlik — en gelişmiş çip üretimi — sayesinde küresel güç dengelerinin merkezine oturdu. Amerika da Çin de bu adaya muhtaç. Toprak büyüklüğü, ordu, nüfus — hiçbiri değil.
Bu asimetrik güç kavramı her şeyi değiştiriyor. Büyük olmak artık yeterli değil. Küçük ama stratejik konumlanmak çok daha belirleyici.
Tepe noktası ve entropi
Her gücün bir yükseliş eğrisi vardır. Ama o eğri sonsuza kadar çıkmaz. Bir tepe noktası gelir.
Güç zirveye ulaştığında tuhaf bir şey olur. Onu elinde tutanlar giderek daha az hesap verir hale gelir. Hesap vermez hale geldikçe daha büyük hatalar yapar. Bürokrasi şişer, yolsuzluk artar, inovasyon yavaşlar. Sistem kendi ağırlığıyla yavaş yavaş çökmeye başlar.
Fizik buna entropi der. Hiçbir sistem sonsuza kadar düzenini koruyamaz. İbn Haldun bunu medeniyetlerin yükseliş ve çöküş döngüsü olarak anlatmıştı yüzyıllar önce. Roma böyle çöktü. Sovyetler böyle çöktü. Her imparatorluk böyle çöktü.
Kaotik sistemler belli bir eşiği geçince kendiliğinden yeni bir düzen oluşturur. Maksimum kaos, düzene işarettir.
Bugün dünya o tepe noktasına oldukça yakın görünüyor. Ama entropi aynı zamanda umut da taşır. Birinci Dünya Savaşı'nın maksimum kaosundan BM doğdu. Feodalizmin çöküşünden Rönesans doğdu.
Doğu toplanıyor mu?
Batı'nın yükselişi büyük ölçüde Doğu'nun dağınıklığından beslendi. Sanayi devrimi öncesinde dünya ekonomisinin büyük bölümü Çin ve Hindistan'daydı. Batı bir pencere yakaladı ve sonuna kadar kullandı.
Şimdi o pencere kapanıyor. Çin, Hindistan, Türkiye, Körfez ülkeleri — hepsi farklı hızlarda ama benzer bir yönde hareket ediyor. Geçmişte büyük medeniyetler kurmuş toplumların deneyim birikimi, kurumsal hafızası ve coğrafi refleksleri hâlâ var. Bu potansiyeli küçümsemek yanılgı olur.
Ama dikkatli olmak da gerekiyor. Çin ve Hindistan sınırda çatışıyor. Körfez ülkeleri kendi aralarında kriz yaşadı. Ortak vizyon olmadan toplanmak, dağınıklığın başka bir biçimi olabilir.
Yapay zeka: Yeni bir boyut
İnsanlık bugüne kadar beyninin çok küçük bir kapasitesiyle bu kadarını yaptı. Medeniyetler kurdu, felsefe üretti, uzaya çıktı. Ya bu kapasite artsaydı?
Yapay zeka bu soruyu artık soyut olmaktan çıkardı. Tıp, biyoloji ve görüntüleme teknolojilerindeki ilerlemeler insan beynini her geçen gün daha iyi anlıyor. Yapay zeka bu keşifleri hızlandırıyor. Ve bu döngü kendi kendini besliyor — yapay zeka tıbbı hızlandırıyor, tıp beyni anlıyor, beyin anlaşıldıkça yapay zeka daha iyi tasarlanıyor.
Ama burada kaçınılmaz bir soru var. Bu kapasite kime gidecek? Eğer teknolojik ilerleme sadece belirli bir kesimin biyolojik ve bilişsel kapasitesini artırırsa, tarihte ilk kez güçlü ile zayıf arasındaki fark araçsal değil, biyolojik bir zemine oturabilir. Bu, şimdiye kadar görülmemiş bir eşitsizlik biçimi olur.
Fren nerede?
Tüm bu tablo karşısında insan şunu soruyor: kim frenleyecek?
Tarih bize net bir cevap veriyor. Güçlü, gücünü kısıtlayacak mekanizmaları ya satın aldı ya devre dışı bıraktı ya da kendisi kurdu. Magna Carta, Amerikan Anayasası, BM — hepsi bu gerilimin ürünü. Ama hepsi zamanla güçlünün aracına dönüştü.
Belki cevap hikmette. Din, hukuk, demokrasi, milliyetçilik — bunların hepsi gücü frenlemek için denendi ve yetersiz kaldı. Ama hikmet farklı. Hikmet güçten değil, anlayıştan gelir. "Bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmediğimdir" diye başladı Sokrates'te. İbn Haldun'da döngüleri görmek oldu. Bugün belki de kendi sınırlarını tanıyan, başkasının sınırlarına saygı duyan bir uygarlık anlayışına dönüşebilir.
Prometheus ateşi çaldı. Babil kulesi göğe ulaşmak istedi. Her çağda insan sınırını zorladı. Şimdi yapay zekayla birlikte belki de ilk kez Tanrı olmaya gerçekten yaklaşıyor. Yaratmak mı? Yapıyor. Her şeyi bilmek mi? Yaklaşıyor. Ölümsüzlük mü? Çalışıyor.
Ama adil olmak, merhametli olmak, hikmetli olmak — bunlarda hâlâ çok geride.
Tanrının gücüne ulaşmak ama Tanrının olgunluğuna ulaşamamak — işte insanlığın önündeki en büyük risk bu.
Fren hikmet olmalı. Ve olacak — çünkü entropi bunu da dayatıyor.
