

Selam! Bugün biraz "bilim kurgu gibi ama kapımızda olan" bir konudan bahsedeceğiz. Hatırlarsınız, geçtiğimiz günlerde teknoloji basınında konuşulan bir haber vardı: Simile adlı bir platform tam 100 milyon dolar yatırım aldı. Peki, ne yapıyor bu Simile? Özetle; şirketlerin, bizim nasıl düşündüğümüzü, nasıl karar verdiğimizi ve olaylara nasıl tepki vereceğimizi önceden tahmin etmesini sağlayan "dijital ikizler, dijital vudu bebekleri" geliştiriyor.
Kulağa masum bir "karar destek sistemi" gibi gelse de, bu teknolojinin bir de karanlık yüzü var: Sentetik Otoriterlik.
Eskiden olaylar olur, sonra analiz edilirdi. Ama artık araştırmalar öyle bir noktaya geldi ki, "sentetik topluluklar" dediğimiz yapay ortamlar üzerinden oluşturulan dijital ikizlerimiz sayesinde tepkilerimiz biz daha eyleme geçmeden simüle edilebilecek.
Bunu şöyle düşünün: Eskiden bir pilot ya da uçuş sistemi, uçağı gökyüzünde uçururken anlık verilere göre karar verirdi. Şimdiki sistemde ise uçağı hiç havalandırmadan önce uçuş simülatöründe her türlü motor arızasını veya fırtınayı test edecek. Bir yandan yakıt tasarrufu yaparken, diğer yandan yolcuların (yani bizlerin) en az hangi durumda panikleyeceğini bulup, gerçek uçuşu ona göre kurgulayacak.
Vudu Bebeklerimiz Yapılıyor: Bu sentetik toplumlar aslında bir terzinin elbise dikmeden önce kullandığı cansız ikiz mankenlerimiz gibidir. Ama bu mankenlerin içine sadece boy-kilo ölçülerimiz değil; tüm korkularımız, zaaflarımız ve sevinçlerimiz de (yani psikometrik verilerimiz) yüklenmiş durumda. Terzi, bize dokunmadan önce o manken üzerinde hangi iğnenin bizi ne kadar acıtacağını, nereye kadar dayanarak tepki vermeyeceğimizi deniyor.
Bu simülasyon araçları, otoriter yapılar için adeta bir "laboratuvar" imkânı sunuyor. İşte karşımıza çıkabilecek bazı distopik ama muhtemel senaryolar:
Sonuç mu? "Görünmez Tasma" sendromu. Her hamlemizin önceden bilindiğini hissetmek, bizde "ne yaparsak yapalım sonuç değişmeyecek" algısı yaratarak bizi siyasal bir ilgisizliğe iterek etki edemeyeceğimizi düşündüğümüz işleri takip etmememizi sağlıyor.
Karamsar tabloyu çizdik ama çaresiz değiliz! Bu simülasyonları "zehirleyerek" silahı tersine çevirmek mümkün:
Gelecek, devasa veri merkezlerinde önceden yazılmış bir kader değildir. Otoriter simülasyonlar bizi iplerle yönetilen birer kukla gibi görse de; biz o ipleri fark edip, ipleri tutan eli şaşırtarak kendi özgür oyunumuzu sahneleyebiliriz. Gerçek çözüm, pusulaları kırmak değil; yaşamlarımızın dümenindeki yazılımı deşifre etmektir.
Hatırlayın; algoritmanın bizi tahmin edemediği her an, bizim özgür olduğumuz andır.
Yaşar Başkaya, 01.03.2026